Üniversite Seçerken
Üniversite Seçerken

Herkese merhaba,

Bugün üniversite sınav sonuçlarının açıklandığını öğrendim. Bu tür sınavları, bireyin potansiyelini ölçmekten oldukça uzak ve artık çağın gerisinde kalmış araçlar olarak görsem de, bugün konumuz bu değil. Bugün, üniversite ve bölüm tercihi yapacak arkadaşlara, kabul ederlerse, yalnızca birkaç düşüncemi, bir sohbet havası eşliğinde paylaşmak istiyorum.

Öncelikle şunu bilmenizi isterim: Girdiğiniz o sınav, zekânızın bir ölçüsü değildir. Bir başkasının sizden daha fazla doğru yapmış olması ya da daha yüksek bir puan alması, sizden daha zeki olduğu anlamına gelmez. Çevrenizden bunun aksini ima eden pek çok ses duyabilirsiniz. Ben o seslere "mahalle uğultusu" diyorum. Onların özgüveninizi örselemesine, kendinizi yetersiz hissettirmesine izin vermeyin. Bunu başarmak kolay değildir, ama yapılamaz da değildir.

Size gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim: Hayalini kurduğunuz bölüm için bir ya da iki yıl daha hazırlanmanızın size kaybettireceği şeyler, kazandırabileceklerinin yanında çoğu zaman önemsizdir. Elbette bu süreç psikolojik dayanıklılık, sabır ve kararlılık ister. Fakat bana göre asıl risk, yalnızca elinizdeki puanın beyhude olmaması için kendi ilgi alanlarınızla, değerlerinizle ve karakterinizle uyuşmayan bir bölüme yönelmektir. İnsan bunun gibi bir senaryoda bazen bir yıl kaybetmez; yanlış bir tercihle yıllarını, potansiyelini kaybedebilir.

Ben üniversiteye başladığımda 17 yaşındaydım. Geriye dönüp baktığımda, o yaşlarda önümüzdeki en büyük engelin kendimizi yeterince tanımamak olduğunu görüyorum. "En çok neyi yaparken zamanı unutuyorsun?" diye sorsalar, eminim ki çoğunuz net bir cevap veremez. Ben de veremezdim. Çünkü insan kendisini çoğu zaman düşünerek değil (hele de test kitaplarıyla dolu bir hayatta), deneyerek tanıyor.

Kendileriyle gerçekten uyumlu bir programa (bilinçli veya rastgele) yerleşebilenler elbette çok şanslı. Ancak herkesin daha siz yaşlardayken kendisini bu kadar iyi tanımasını beklemek ve uygun bölümlere yöneleceğini düşünmek gerçekçi değil. İşte tam da bu yüzden, ben tercih yaparken bölüm adından önce üniversitenin kendisine bakılması gerektiğini düşünüyorum.

Yani ne demek istiyorum? Sıradan bir üniversitede çok iyi olduğu düşünülen bir bölümü tercih etmektense, sizi kültürüyle, akademik birikimiyle, öğrenci kulüpleriyle, kampüs hayatıyla, sunduğu akademik ve entelektüel imkânlarla, uluslararası ortamıyla, hocalarının kalibresiyle ve yabancı dil öğretme başarısıyla büyütecek; kısacası ilgi alanlarınızı keşfetmenize imkân tanıyacak, sizi yalnızca bir meslek sahibi değil, aynı zamanda bir "dünya vatandaşı" hâline getirebilecek üniversitelerin size uygun programlarını tercih etmenizi tavsiye ederim. Zira beklentiniz sadece"iyi bölüm olsun da neresi olursa olsun"olursa, korkarım ki "iyi bölüm" dediğimiz şey sandığımız kadar değişmez olmayacaktır. Bölümlerin itibarı ve mezunlarına sunduğu imkânlar yıllar içinde önemli ölçüde değişebilir. Ben, örneğin, zamanında 400'ün üzerinde puanla "çok iyi bir bölüm olan" Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği programına yerleşmiştim. Bugün Ankara'da aynı bölümün taban puanına baktığınızda, yükseköğretimde dengelerin ne kadar hızlı değişebildiğini görebilirsiniz.

Öte yandan, şunu aklımızdan çıkarmamakta fayda var: Üniversiteye girdikten, hatta mezun olduktan sonra bile kendinizle gerçekten uyumlu bir alan bulamamış; o yılları kendinizi tanımaya, ilgi alanlarınızı keşfetmeye ve kendinizi geliştirmeye ayırmamışsanız, hayatın geri kalanında bunun eksikliğini hissedebilirsiniz. Bu yüzden tercih yaparken yalnızca bugünün puanlarını değil, yarının sizi olabilecek kişisini de düşünmeye çalışın.

Daha somut bir örnek vereyim. Kendi adıma, Kars (memleketim) Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi ile ODTÜ Biyoloji arasında bir tercih yapmak zorunda kalsaydım, ODTÜ Biyoloji'yi seçerdim. Bu örneği özellikle veriyorum, çünkü burada meslekleri değil, üniversitelerin insanı dönüştürme kapasitesini karşılaştırıyorum. Elbette Kafkas Üniversitesi'nden çok değerli hekimler de yetişir; ODTÜ'den beklentileri karşılayamayan mezunlar da çıkabilir. Ben bireylerden değil, üniversitelerin sunduğu entelektüel iklimden, sizi dönüştürücü gücünden söz ediyorum.

Belki ilk tercih (Kafkas Tıp) bugünün koşullarında size daha güvenli görünen bir meslek yolu sunabilir. Fakat ikinci tercih, bana göre, dünyaya daha geniş bir pencereden bakabilen, farklı kültürlerle temas kuran (Londra'da en aktif Türk topluluğu ODTÜ mezunlar grubuydu), eleştirel düşünebilen ve kendisini sürekli geliştirmeye çalışan bir birey olma ihtimalini artırır. Zira üniversite yalnızca bir meslek edindirme kurumu olarak görülemez. Üniversite, insanın kendisini keşfettiği, düşünmeyi öğrendiği ve dünyaya nasıl bir iz bırakacağına karar verdiği yerdir; böyle düşünüyorum. Çünkü bizler (farkında olsak da olmasak da) üniversiteye yalnızca bir meslek edinmek için gitmeyiz. Aynı zamanda bilimin ve felsefenin ışığında düşünmeyi, sorgulamayı, üretmeyi ve sahip olduğumuz potansiyeli hem kendimiz hem de başkaları için anlamlı bir değere dönüştürmeyi öğrenmek için gideriz.

Dünyayı biraz daha iyi bir yer hâline getirecek insanlar da, çoğu zaman, tam olarak böyle ortamlarda yetişir.

Ne diyelim, "bir umudum sende.."*

21/07/2026

*Ahmet Arif

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *