Sarı Sıcak — Daily Notes #50
Sarı Sıcak — Daily Notes #50

Şehir, akşam ve sen..

Akşamın, akşam saatlerinin ve uzaktan, bir arabayla şehre yaklaşırken gördüğümüz o ışıltılı manzaranın medeniyetin dramatik dışavurumlarından biri olduğuna inananların sayısı hiç de az değil.

Uzaktan bakıldığında, benim de itiraz etmeyeceğim bir düşünce bu.

Karanlığın içinde yaşam kurmuş yüz binlerce, milyonlarca insanın ve onların kurduğu hayatın ışıl ışıl parladığını görüyorsun.

Fakat o ışığın içine girdiğinde, kaçımız bunun hâlâ bir medeniyet temsili olduğuna dair inancını koruyabilir?

İşte orası tartışmalı.

Ben, kişisel olarak insan türü, ışık ve medeniyet... kelimeleri yan yana geldiğinde çoğunluğun aksine başka bir şey düşünüyorum.

Tıpkı Nazım Hikmet'in on yıllar öncesinde Karlı Kayın Ormanı'nda şiirinde anlattığı gibi:

"Kayınların arasında bir pencere, sarı, sıcak.."

Bir ormanda, ıssız bir yerde, gecenin bir yarısı sarı sıcak bir pencere görmek...

"Bu ıssızlığın içinde bizden birileri var. Bizi, hayatı ve sahip olduklarımızı temsil eden birileri."

Bize bunu söyleten şeylerin, medeniyetimizi, ya da adı her neyse onu, temsil etmeye daha çok hakkı olduğunu düşünüyorum.

Çünkü gece, ışıklar, insan türü ve kurduğu medeniyet.. Bunlar, ancak bize ürküntü veren bir ıssızlığın arasından sarı sıcak bir ışık belirip bizi yatıştırdığında birbirleriyle gerçekten anlamlı bir biçimde yan yana geliyorlar.

Şehrin ışıkları sadece uzaktan güzel ama insanın "benim" diyebilmesi için asıl ihtiyacı, karanlığın içinde kendisinden bir şeylerin hâlâ orada olduğunu bilmektir.

O zaman...

Issızlığın yüreğimizi doldurmaya çalıştığı kasveti, yaktığı bir ışıkla ortadan kaldıranlara...

Selam ederiz.


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *