Selamlar,
Umarım çok mutlusunuzdur. Öyle değilse bile herkese benden kucak dolusu mutluluk. 🙂 Bu cömertliği başka ne zaman gösterebilirim, bilmiyorum. Bu yüzden ertelemeden şimdi yararlanmanız sizin için daha iyi.
Ankara şimdilerde sıcak ve kuru. Ama bir bozkırın şaşırtma kapasitesi hâlâ varmış; bazı sokakları gül kokuyor. Rengarenk, binaları ve duvarları çepeçevre saran güller. Bunun arkasında bir insan dokunuşu olduğu belli; o dokunuşu yapan ellere bu yazı minnet borçlu. Onlar olmasaydı, bu paragraf “sıcak, kuru ve sevimsiz” diye devam ederdi. Sanırım sadece yazı değil, ben de minnet borçluyum. Yine "onlar"olmasaydı tekdüze sokakların içerisinden geçmek zorunda kalacaktım.
Gördüğüm ve fotoğrafladığım bazı uyumlar, bende peşimi bırakmayan bir soruya neden oldu. Bildiğimiz gibi, bazı şairler şehirleri tarif eder. Londra'ya "Big Smoke" derler mesela. Paris, sanırım, aşkın ve romantizmin şehridir. Ama bunların hiçbiri, bence, bir tarifin ulaşabileceği en derin noktaya gidemez. (Londra zaten gidemez bu arada) Cahit Külebi, İzmir için "Denizi kız, kızı deniz, sokakları hem kız hem deniz kokan şehir" der. Bu, yerkürede başka hiçbir şehrin erişemeyeceği güzellikte bir tarif, zarif bir tanımlama. Üstelik İzmir'in tarihini, o İyonya şehri Smyrna'yı düşününce, Külebi'nin sözü şehrin hem yakın hem de uzak geçmişine tam oturuyor. Açıkçası, ben yerküredeki diğer şehirlerin, İzmir'in bugün bütün yoksunluğuna rağmen, sırf bu tanımlamadan dolayı içten içe İzmir'i kıskandıklarını düşünüyorum. Kıskanılmayacak gibi, öyle böyle değil: "Denizi kız, kızı deniz, sokakları hem kız hem deniz kokan şehir."
Fakat bu güzelliğin gölgesinde bir merakım var: Külebi kadar derinliği olan biri, güllerle bezeli Ankara sokaklarını görse, benzer bir tarif yapar mıydı? Daha da ötesi, o lirik cümleyi alıp Ankara'ya uyarlayabilir miyiz?
Cevabım kocaman bir "hayır".
Çünkü bir şehrin derinlikli, lirik bir tarife layık görülmesi için görsellikten fazlası gerekir. Gül ağaçları diker, uyumlu renkler ve tasarımlar kullanırsanız, yalnızca görünüşü güzelleştirirsiniz. Ama bir şehrin bir yazarın kaleminde lirik bir anlatıya dönüşebilmesi için onun ruhunun, geçmişinin ve uyandırdığı duyguların da buna eşlik etmesi gerekir. Ne kadar istesek de Ankara'ya kolay kolay "sokakları gül kokan şehir" diyemeyiz. Çünkü mesele yalnızca güller değildir. Sorarım size: Bir tarifi unutulmaz kılan tek başına bir gül bahçesi midir, yoksa bir yazarı bir şehri en lirik biçimde anlatmaya sevk eden o görünmez, dişil ruh mu?
*
Belki de bunun sebebi, Ankara'daki güllerin doğal bir hikâyenin değil, sonradan gelen bir müdahalenin ürünü olmasıdır. Şairleri etkileyen ise çoğu zaman sonradan eklenmiş güzellikler değil, kendiliğinden oluşmuş ve zamanın içinden süzülüp gelen ruhtur.
Benden bu kadar, cevaplar sizde.
Görüşürüz. 🙂
06.07.26



Teşekkürler, biraz daha uzun olsaydı keşke.