Birinci Kalanlar
Birinci Kalanlar

Merhaba,

Şu sıralar pek yazmak istemesem de bazı süregelen sinir bozucu örnekler onca işin arasında yeniden bir blog yazısına mecbur bıraktı.

Neden yazmak istemediğime dair sonradan etraflıca bir yazı yazarım. Kendimi duygusal ve mental olarak güçlendirmek için sınırlarımı aşmam gerektiğinin farkındayım. Her sabah onca km koşmak, tempo tutmak ve yaratıcılığı "lead" edecek hormonların salgılanmasının önünü açmak, ağırlık kaldırmak, karın kası gelişimi çalışmak... bunlar şimdilerde beni suyun üzerinde tutan pratikler. Fakat "Fikrimin İnce Gülü"nde Bayram'ın dediği gibi: "Kendine hakim olacaksın. Yorgunluğunu belli etmek yok. Hiçbir şeyimizi belli etmek..."

Esas meseleye gelsek mi 🙂 Yoksa o konuda çok yazarım. Son olarak, ona karşı hisleriniz olan birinden gelen "Fikrine taktığın o ince gül ben miyim?" Sorusuna siz ne yanıt verirdiniz, merak ediyorum. "Bir insanın fikrinde iki ince gül birden olmaz" şiarına peki?

Artık geçsek mi? 🙂

Geçtiğimiz günlerde ÖSYM sınav görevim vardı. Yönetim odasında otururken görevli öğretmenlerle kendiliğinden olgunlaşan bir konu açıldı. Birileri, çocuğunun bilmem hangi okulu dereceyle bitirdiğini vurguladı. Kendisini "eğitim neferi" olarak gören birinin neden bunu söyleme gereği duyduğunu anlamadım; sırtını sıvazlamamızı bekledi herhalde. Birkaç gündür üniversite mezuniyet görüntüleri de önüme çıkıyor. Tablo aynı: her yerde birinciler konuşturuluyor, geleceğe dair mesajlar vermeleri bekleniyor onlardan.

Buna anlam verenlerden değilim. Bir eğitim kurumunun görevi, yalnızca o "bir tane" birinciye vitrin açmak olamaz. Akademik başarı, okul başarısının (tartışılabilir) yalnızca bir parçasıdır. Okulun asıl işi bireyi akademik yetkinlikle donatmakla sınırlı değildir; dünyanın herhangi bir yerinde kimseye muhtaç olmadan ayakta kalabilmesini sağlayacak beceri, görgü ve değerler bütününü kazandırmaktır. Üstelik Türkiye'de akademik başarı ölçütlerinin kendisi de tartışmalıdır (hormonlu, şişik notlar, çoktan seçmeli bilgi ölçmekten uzak testler…), ama o meseleye şimdi girmeyelim.

Şunu sormak istiyorum: bir insanın eleştirel düşünme becerisi, felsefi derinliği, etik ve ahlak değerleri, kendini ifade edebilmesi, duyarlılığı… yani okuldan beklenen esas çıktılar… bunların hiçbirinin bizim 'birincilik' kriterlerimizle zorunlu bir ilişkisi yoktur. Peki biz neden hâlâ orada takılıp kalıyoruz?

Okullarımızın ve toplumumuzun ciddi bir felsefe devrimine ihtiyacı var. İnsanlığın birikimine en uygun okul modelini benimsemeden bu döngü kırılmaz. Aksi halde her dönem yeni bir "birinci" önümüze çıkarılırken sahnenin dışındakiler, ki onlar hem çoğunluktur hem de kimi zaman birçok alanda çok daha başarılıdır, görmezden gelinmeye, olması gereken değer vurguları ıskalanmaya devam edecek.

Peki o birincilere hayatta ne oluyor, hep birinci mi kalıyorlar yoksa "birinci" olmayanların uhdesinde mi çalışıyorlar? Bir araştırın lütfen.

28.06.2026

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *