Selamlar,
Yine bir Türkçe yazı ve yine ben lafı çok uzatma gereği duymadan bir şeyler yazabileceğim. Aslında şu anda tezimin literatür yapısıyla ilgilenmem gerekiyor ve açık bir pencerede beni bekliyor ama, beklesin n'apalım. 3 yıldır farklı bağlam ve katılımcı düzeyiyle yürüttüğüm, en nihayetinde ortaya süreç içerisindeki gereksinimleri tamamlanmış bir ürün çıktı ve onun üzerine yazmayı kıymetli buluyorum. Fakat bir sorun var. 3 yıldır biriktirdiğim literatür bilgisini, tasarım ilkelerini, çıkarsamaları... bunları bir bütün haline getirmeye çalıştığımda bir tezden fazlası çıkıyor ve aralarında ciddi uyumsuzluklar baş gösteriyor. Yani anlayacağınız fırça, kanvas, boyalar ve tema var ama resmin yapılması gerekiyor. Artistik bir ifade oldu sanki, farkındayım. Hiç öyle iddiam yoktur, olmadı, bundan sonra da olmayacaktır. Yani haddimizi biliriz. Siz yine de "malzemeler var ve çorba yapılacak sadece" bu basit benzetmeyi örnek olarak düşünebilirsiniz. En iyisi uzatmayalım. 🙂
Son bir yılda birçok kitap okudum ve elbette düşün dünyamdaki etkileri kaçınılmaz. Fakat bir yazar veya bilim insanı var ki onun kitaplarını ayrıca sevdim. Neredeyse her sayfasında muhakkak altı çizili bir ifadeye sebep olacak kadar derin birikime ve çok güçlü bir felsefeye sahip; bizden biri olması hasebiyle de ayrıca gurur duyduğum (laboratuvardaki arkadaşlarıma göğsümü gere gere referans gösterirkenki o hazzı düşünün. Bir de Prof. Daron Acemoğlu Nobel ödülü aldığında herkesin içerisinde çok keyiflenmiştim.) Prof. Türker Kılıç Hocadan bahsetmek istiyorum. Kendisini Teke Tek Bilim programlarıyla keşfettiğim, yayınlardan hemen sonra araştırıp kitaplarını aldığım devasa birisi. Kendi deyimiyle dört bin küsur beyin üzerinde cerrahlık yapmış ama dışarıdan alelade (et parçası) görünen bir şey "nasıl düşünce üretiyor" iştiyakının peşinden gitmiş birisi. Bunun için mevcut bilgisayar ve matematik sisteminin bize yetmediğini ve öngörülebilir gelecekte de yetmeyeceğini vurgulayan hoca, yeni bilim dediği "Bağlantısallık" ekolünü irdelemeye başlamış. Binaenaleyh, kitaplarında ortaya koyduğu ve benim de bazen katıldığım webinarlarda yararlandığım en kritik görüşlerden birisi "mevcut medeniyetimizin çöküyor oluşu."
Hoca, mevcut medeniyetimizin yarattığımız medeniyetler içerisinde en iyisi olduğunu vurgulamadan geçmiyor fakat sınırlarının sonundayız mesajını da veriyor. Onun tabiriyle "Newton-Bacon and Descartes" medeniyeti yani bizi aya götürecek kadar gelişkin, bütünü incelemek için parçalarına ayırmamızı salık veren medeniyetimiz, "sahip olmak" üzerine bir egemen kültürü besliyor. Yani çok çalışırsam iyi bir mesleğim olur, iyi bir maaşım... iyi bir arabaya sahip olabilir; iyi evlerde otururum. Bunlar elbet anlaşılabilir hedeflerdir fakat bunları yaparken her zaman daha fazlasına sahip olmayı mübah görerek kendimizi yaşamın merkezine koymamız kaçınılmaz hale geliyor. "İnsan evrenin merkezindedir ve geri kalan her şey onun içindir" anlayışı bu medeniyetten beslenen bir anlayış. Böyle olunca yaşamı ve doğayı kendi çıkarlarımız için yani daha fazla "sahip olmak" için ihlal etmekten geri durmuyoruz. Oysa son pandemi bir kez daha bize gösterdi ki doğa, insan olmadan son derece mutlu. Hava, gürültü kirliliği gibi hususlarda iyileşmeler, yunus balıklarının boğaza kadar gelmesi, kuşların ötüşlerinin zenginleşmesi... gibi birçok örnekler yaşamın merkezinde olmadığımız, aksine yaşamı baskıladığımız argümanına katkı sağlamaktadır.
Yakın zamanda eğitim sistemlerinden politikalara kadar yeni matematik ve bilimin bize getirdiği "bağlantısal" anlayış doğrultusunda, yani bütünü, bütünün refahını ve sürdürülebilirliğini gözeten bir doğrultuda yeniden biçimlendirileceğini düşünüyoruz ve paradigmalarımızın, "sahip olmak" kültürünü aşarak birlikte var olmayı, yanındakini de her zaman gözetmeyi öneren bir felsefeyi savunmak zorunda olacağını öngörüyoruz. Aksi halde, mesela dinazorların 150 milyon yıl egemen tür olarak yaşadığı bu dünyada bizlerin sadece 2 milyon yıldır var olduğu düşünüldüğünde ne olacağı biraz belli sanki. Hocanın, "bütün, bütünü oluşturan parçaların aritmetik toplamından fazladır" ifadesinin içimi titrettiğini ve şimdiye kadar bu hesaptan bihaber olsam bile benzer minvalde bir felsedeyle yaşadığımı fark etmemi belirtmeden geçmek istemiyorum.
Bir tefekkürle, Hocanın kitabındaki soruyla bitirelim: "Bizi bir bal arısından üstün kılan şey nedir ki mesela?"
27/01/26
Nasıl Daha İyi ve Güzel Bir Yaşam Kurarız?
Bağlantısallık, Yaşamdaşlık