Yiğidim Aslanım
Yiğidim Aslanım

Merhabalar,

Son zamanlarda yine Türkçe yazılar yazmaya başladım. Bu aslında benim için çok değerli. Bir başka dilde yazı ve kavrayış düzeyimin kabul edilebilir sınırlara gelebilmesi için uzun zamandır içerisinde yaşıyor olduğum İngilizce yazılara ağırlık veriyordum. Sanırım hedefime kısmen ulaşmış olacağım ki bu konuda geçmişe nispeten daha rahat hissediyorum. Bugün okula gelirken yolda mütemadiyen bir düşünceyle cebelleşirken buldum kendimi: Demokrasi mitinglerinde sürekli çalınan B. Rahmi Eyüboğlu'nun şiiri. Aslında çok tuhaftır, şiir birkaç satırından dolayı (Yiğidim Aslanım Burada Yatıyor) isminin çok ötesine geçmiş. Oysa şiirin esas ismi "Zindanı Taştan Oyarlar". Bu yazıda biz yine "Yiğidim Aslanım" diyelim. 🙂 Kuralların dışına çıkmakta bu kadar da hakkımız olsun. Tam bunu yazarken içimden referans göstermeliyim gibi bir zorunluluk harekete geçiyor. Sanırım kimlik kargaşası yaşayan yalnızca bu şiir değil, benim içimdeki yazı yazan adam. Araştırmacı ve blog yazarı arasında gidip gelen sarkaçta bazen birisi tam da yeri değilken bazı düşünce ve etik gerekçelerin çekim gücünün etkisiyle takılı kalıyor. Neyse, şu an tam ortada ve hatta blog yazarına daha yakın. Seyir defterine böyle geçti. 🙂

Seyir defteri... bu tanımlamayı çok seviyorum. Türkiye'de muhalefetin veya adı konmamış ve doğumu yapay müdahalelerle geciktirilmeye çalışılan yeni iktidarının meydanlarda sürekli çaldığı ve insanların bütün enerjileriyle eşlik ettiği, şiirden bestelenmiş bir şarkı: "Yiğidim Aslanım". Eyüboğlu'nun bu şiiri "hapiste ve yaşı kırkı geçmiş" Nazım Hikmet için yazdığı söylenir. Etkileyici nakaratından dolayı hemen herkesin hikayesini ve öteki satırlarını bilmese de muhakkak eşlik edebileceği bir şiirdir. Bu şiirin kullanılması ve hâlâ hapiste olan birileri için meydanlarda söylenmesi elbette anlamlı fakat burada birisinin dikkat çekmesi gereken bir husus var. Elden ele, dilden dile yayılması gereken bir husus. Şiirin hâlâ hapiste olan birileri için.... A. Altan'ın "bu ülke tarih içinde çok yavaş hareket ettiğinden zaman ileriye doğru gidemiyor, dönüp kendi üstüne katlanıyor" sözünü kanıtlamıyor mu? Her neyse, bu belki başka bir yazının konusu olabilir. Tıpkı araştrmacı arkadaşlarımdan ve danışmanlarımdan gelen yeni araştırma fikirlerine verdiğim yanıt gibi: "After my PhD", yani belki daha sonra.

Benim dikkat çekmeye çalıştığım şey Eyüboğlu'nun Nazım Hikmet'in temizliğinin ve namusunun ancak bir dostun yapabileceği kadar arkasında durması ve "hapiste yaşı kırkı geçmiş" olan o mavi gözlü koca adama şiirinde şöyle seslenmesi: "Ne bir haram yedin, ne cana kıydın ekmek kadar temiz, su gibi aydın."

Evet, buna rağmen tutuklu ve buna rağmen hapiste. Neden hapiste diye feveran etmiyor dikkat ederseniz. Şunu anlatmaya çalışıyor: Herkesin hayatında yiğidi ve aslanı olabilir ve yine herkes "yiğidine ve aslanına" hitap etmek için "burada yatıyor" diyebilir. Bunu bir deyiş haline getirebilir. Fakat herkes "Ne bir haram yedin, ne cana kıydın ekmek kadar temiz, su gibi aydın" dizelerini o yiğit ve aslan olan kişiye söyleyemez. Dolayısıyla, şarkıyı veya şiiri söylerken, meydanlarda ifade ederken bu ahlaki üstünlüğün bilinciyle ona eşlik etmek gerekir. Bu ahlaki üstünlükten alınmış bir haklılıkla meydanlarda boy göstermek gerekir. Diğer türlü hemen her yerde ve herkesin aklının, kalbinin bir yerinde bulabileceğiniz "yiğit ve aslandan" farkınızın olmasını sağlayamazsınız. Şarkıya eşlik edenler lütfen şarkının nakaratından ziyade şunu haklılığından, namusundan emin oldukları insanlar için daha gür söylesin: "Ne bir haram yedin, ne cana kıydın ekmek kadar temiz, su gibi aydın. Hiç kimse duymadan hükümler giydin, yiğitim aslanım burda yatıyor..."

Bir sonraki yazıda tekrar görüşelim..

12/10/25