17/07/26 – Daily Notes: On Envelopes (Mektuplar Üzerine) — Daily Notes #02
17/07/26 – Daily Notes: On Envelopes (Mektuplar Üzerine) — Daily Notes #02

Birinci Dünya Savaşı'nın ortalarında bizi ilgilendiren, belki de harp tarihlerinde eşi menendi pek görülmeyen (e.g., Konstantin Simonov: Bekle Beni) bir dizi sıra dışı olay yaşanır. Olaylar sıra dışı değilse bile, lütfen benim böyle tanımlamama izin verin. Hep birlikte sıra dışı diyelim onlara. Zira "kurtarıcı" olarak herkesçe bilinenin veya inanılanın aksine, benim için "romantik ve entelektüel" rolüyle öne çıkan bir figür.. Kemal Atatürk bu olaylar dizisinin içinde yer alıyor.

O kesif harp cephesinde, tanık olduklarının onu değiştirmemesi için oldukça zeki bir pratik geliştiriyor. Atatürk'ü benim gözümde ilginç kılan da tam burada başlıyor. Onu yalnızca büyük bir asker olarak değil, estetik duygusunu korumaya çalışan bir insan olarak da okuyorum. Çünkü insan en ağır zamanlarında bile kendisini hatırlatan şeylere döner, dönmelidir. Kimi bir şarkıya, kimi çocukluğuna, kimi sevdiği bir şehre… Mustafa Kemal ise mektuplarında, kendisine bir zamanlar geçirdiği o zarif günleri hatırlatan insanlara dönüyor. Kendi hayatında iz bırakmış kadınlarla, Madame Corrine ve Madame Hilda ile mütemadiyen mektuplaşma içerisine giriyor. Dışarıdan bakıldığında oldukça olağan, birbirini tanıyan insanların birbirlerinden haberdar olmak için geliştirdiği bir pratik gibi göründüğünü biliyorum, ama durum hiç öyle değil.

Mektuplaştığı kişilerin kadın olması, ancak erkeklerin zor zamanlarında anlayabileceği bir realite; ve son okuduğum romanlardan birinde (O Yıl), A. Altan'ın yazdığını destekler nitelikte: "Biz erkekler hep böyleyiz. Zor zamanlarımızda kadınları düşünür; onlara sığınırız." Zor zamanlarında, belki de bir insanın yaşayabileceği en zor zamanlarda, muhteşem anlar yaşadığı "kadınlara" sığınıyor. Bu, onu moral olarak, kendi deyimiyle "cehennem hayatı yaşadığı" bir ortamda ayakta tutan ve yine mektuplarda kadınlara "başarılı olacağım" demesini sağlayan en temel unsur hâline geliyor.

Sadece bu kadar mı? Hayır. Yani, yalnızca bulunduğu ortamın gerçekliğini kotarmak için mektuplardan güç almıyor Atatürk. Aynı zamanda yeniden ait olduğunu düşündüğü o estetik dünyaya kavuşmak için bir umut ateşi yakıyor. Kadınlara, mesela Madame Hilda'ya "Sizi temin ederim ki, madam, hayatımın en güzel hatıraları sizinle olan Almanca derslerindeki o güzel saatlerdi. Düşmanı mağlup ettikten sonra hemen yanınıza geleceğim…" demesi gibi. Ardından Madame Corrine'ye "Beni daima hatırladığını öğrenmekle çok mutluyum. Ben de her an seni düşünüyorum. Seninle geçirdiğimiz güzel anları zevkle anıyorum…." yazmış olması.

Tüm bunlar durumu idare eden zihinsel bir kaçışın ötesinde, daha büyük bir umudu besleyen ifadeler, duygular. Savaşın bir gün biteceğine ve o estetik duyguları, yakından bildikleri, ait oldukları o görkemli dünyayı yeniden yaşayacaklarına dair güçlü bir umudun zihne mıhlanması.

Bu yazıyı Daily Notes için kısa tutmayı düşünmüştüm. Fakat bazı mektuplar, insanı düşündüğünden daha uzun konuşturuyor. Bu yüzden yine uzadı; affola..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *