Çok zaman önceydi. Açıkçası beni lisansüstü öğrenime yönlendiren temel dürtülerden birisiydi teknoloji kullanımı ve entekeltüel becerilerimiz arasındaki ilişki. Kendimden ve yakın çevremden biliyor, gözlemliyordum ki bilgisayarlar özelinde teknolojinin kullanılması başlangıçta bulunduğu evlerde araştırmaya meraklı kişilerin varlığına işaret etse de zaman içerisinde bu değişmiş, bir eğlence aracı halini almış, aile bütünlüğünü riske eder hale gelmişti.
En son ne zaman aile bireylerinizle evde aynı odada toplanıp sohbet ettiniz, nasılsın dediniz, anne-babanızın aslında yaşlandığını farkettiniz?
Şimdi daha büyük bir sorunumuz var.
Başka bir hususa dikkat çekmek istiyorum bu yazıda. Son büyük dil modellerinin hayatımıza girmesiyle birlikte bilhassa genç, orta yaş aralığındaki kişilerin bu araçlara aşırı bağımlı hale gelmesi ve neredeyse onları yegane öğrenme kaynağı yapmaları. Beni lisansüstüne yönlendiren o içgüdünün dayandığı korkunç endişenin giderek gerçekleştiğini gösteren bir senaryo izliyor gibiyim. Yeni yetişenler, insanlığın miras bıraktığı o düşünce ve araştırma düzeyinin gerisinde kalıyor. Edindikleri bilgileri muhakeme yetenekleriyle sentezleyerek yeni bilgi üretmek ve uzun süreli bir kazanç elde etmek getirmek yerine; kısa süreli, yüzeysel ve durumu geçiştiren çözümlere bel bağlıyorlar. Bu, hâlâ umut vadeden ve dönüşmek için irade bekleyen medeniyetimiz için ölümcüldür. Medeniyetimizin tamamen çökmesi demektir.
İnsanlığın iki milyon yıldır varolduğu söylenir. Varoluşumuzu düşünce ve felsefe üreterek anlamlı hale getirdik; yaşamı anlamlandırdık ve hâlâ anlam arayışının peşinden sürüklenmekteyiz. Atalarımızın bize bıraktığı düşünsel, felsefik ve araştırma mirasının medeniyetin devamı için ileriye taşınması gerekiyor. Varoluşumuzu anlamlandıran yegane şey işte budur: Biz kimiz, neyiz, nereden geldik, bize ne oluyor ve içimizdeki sır nedir...
İnsanlara çip takılacağına dair bir endişe varmış kamuoyunda. Hatta aşıların içerisinde çipler olduğunu söyleyen azımsanmayacak bir görüş var. Bunlara elbette katılmıyorum ama bizim muhakeme yeteneğimizin elimizden kayıp gitmesinin çip endişesi kadar korkunç olmadığını düşünüyorum. Dahası, dünyadaki en korkunç komplo teorisinin düşünce ve üretme becerisi zayıflamış, kontrol altına alınmış insanlar kadar korkutucu olmadığını düşünüyorum. Buradan çıkmak zorundayız. Bunu yapmalıyız. Yoksa medeniyetimiz, J. London'un Kızıl Veba'da dediği gibi "sandığımızdan daha çabuk çökecek."
"Sizler o eski günleri anlayamazsınız. O zamanlar insanlar kitaplar yazıyor, şehirler kuruyor, denizleri aşan gemiler yapıyordu. Şimdi ise ilkel hayat geri döndü, ateş yakmayı bile güçlükle öğreniyorsunuz. Medeniyet sandığınızdan daha çabuk yok olur."
17/02/26