En karakteristik özelliğin ne diye sorsalar, "mutluluğa hep geç kalmak, hep erken gitmek mutsuzluğa" derim.
Bu ifadeler ve başlık Aziz Nesin'e ait. Onun 10 küsur yıl önce okuyup seslendirdiğim şiirinden.
İçlerindeki tutkuya rağmen zamanın yetmediği sevgileri, zamanın yetmediği insanları anlatır.
Nesin'e göre bazı şeylerin belki de hiç gerçekleşmemiş olması, onları değerli ve unutulmaz kılıyor gibi. Yoksa neden tutkularını içinde söndürmeyi seçsin ki? Her şeyi sığdıramayacağımız o ömür, yapmak istediklerimize yetmediğinde, kendi güçsüzlüğümüzü hayatın kocaman bir şamarı gibi yüzümüzde hissederiz.
Galiba Nesin'in satır aralarında hayatın bize bir had bildirme biçimini de öğreniyoruz. Karşımıza çıkan o sonsuz gücün, "Tutkularının bir önemi yok, ben ne istersem o olur" deme biçimi.
Buna karşın, yani "Zaten yolda havlu atacağız, neden başlayalım ki?" diyenlerimize karşın, bütün sınırlılıklarımızı ve zamanın yetmediği tutkularımızı hayata dayatırsak nasıl olurdu diye merak edenlerimiz de var.
Atila İlhan mesela.
Aziz Nesin’in, bir yerden sonra sevgi ve tutkular için zamanımızın yetmeyeceğini fark edip, hayatın büyüklüğü karşısında tutkularımızın güçsüzlüğünü ikrar etmesinin aksine; hayata ve zamanımızın yetersizliğine meydan okuyarak sevginin bizi sürüklemesine izin verdiğimizde, başlamaya cesaret edemeyenlerin merak ettiği o yazgının nasıl serpileceğini bize anlatmaya çalışır Yağmur Kaçağı şiir kitabında:
"Sökülüp salkım salkım leylekler gelirse ilkbahar olur,
Kül mavinin yanına kirli sarı gelirse sonbahar,
Sen bana gelsen, kıyamet olur."
Galiba her iki durum da bizden yana değil.
Ama boyundan büyük işler yapmaya her daim amade olanlarımızın rehberi, tüm kısıtlılıklarımıza rağmen A. İlhan olur gibi.
Aksi.. aksi de kıyamet olur.
*
Bu arada Ankara'da akşam vakitleri pek fena değil.
