19/07/26 – Daily_Notes: On Another Self — Daily Notes #03
19/07/26 – Daily_Notes: On Another Self — Daily Notes #03

Kısa bir İstanbul arasının sonuna geldik. Yoldayken dönüşte hep böyle bir "daily note" yazmayı düşündüm. Ankara'yı aradan geçen koca otuz küsur saat içerisinde özlemiş miyim, hiç sanmıyorum. 🙂

Yasin'imin ve eşi Dilara'nın düğün töreni nedeniyle, üstüne şu sıralar son "chapter"inde olduğum ama bir türlü ilerleyemediğim, yetiştirmem gereken doktora tezi dolayısıyla zaten sıkıldığım Ankara'dan küçük bir kaçamak yaptım. Gecenin 4'ünde kalkıp İstanbul'a doğru yola koyuldum. Yolun kasvetine, yalnız gidiyor olmanın yabanlığına karşın, her keresinde olduğu gibi boğazı gördüğüm anda tutuk kaldım. O an hiç bitmesin istedim. Hep orada bir yerde olsam ve İstanbul yalnızca o iki yakadan ibaret olsa… Hatta, eğer o zamana kadar -kaç gün, hafta, yıl, belki de dakika, saniye kaldıysa artık- Türkiye'de yaşayan insanların öldükten sonra bedenlerine ne olacağına dair önceden bağlayıcı bir söz hakları olursa, ben yakılmayı ve küllerimin boğazdan aşağıya dökülmesini isterim.
Bunu vasiyetim olarak kabul ediniz. 🙂 Zira Nazım gibi ben de bizim cenaze şeklini pek sevimsiz buluyorum; ama onun aksine, küllerimin bir başkasının küllerine karışmasını değil, doğrudan boğaza karışmasını istiyorum. Yalnızca boğaza.

Düğünde, Londra'dan ev arkadaşım olan Yasin gibi üstün nitelikte, mazbut ahlak sahibi birinin yetiştiği aileyi, çok zamandır bizzat tanışmak istediğim insanları tanıma şansım oldu. Herbirine tıpkı Yasin'de olduğu gibi çok sıcaklık duydum; sanki yıllardır hemen yanı başımdaymışız gibi. Yasin'in hasletlerinin tesadüf olmadığına böylelikle tanık oldum. Yasin'i UCL'de ilk gördüğümde de aynı sıcaklığını hissetmiştim; çok yüksek frekansta bir iletişim sağladığımızı hatırlıyorum, sonra ev arkadaşı olmuştuk işte.

Otuz küsur saatin ihtiva ettiği yolculuk, stres, ne yapacağını bilememe hali, uykusuzluk (3 saat dolayında bir uyku)… bunların beni Ankara'ya döndüğümde bitap düşürmesini beklerdim. İki yıl önce olsaydı, döndüğümde bir günümü uyuyarak geçiriyor olacağımdan eminim. Fakat bir şeyler değişmiş. Geliştirdiğim yaşam ve beslenme pratiğinin beni güçlendirdiğini zaten kısmen biliyordum ama ilk kez bu kadar açık bir biçimde karşılığını görüyorum. 30K adım, uykusuzluk, enerji sömüren bir yolculuk; buna rağmen ne tükenmişlik ne de yorgunluk hissediyorum. Üstüne, aynısını hatta daha fazlasını hiç durmadan birkaç kez yapabileceğimi düşünüyorum.

Okur burada şunu düşünebilir: beslenmesine dikkat eden, spor yapan, sağlıklı ve güçlü bir erkeğin zaten yazabileceği şeyler bunlar. Ama bunun güçlü, sağlıklı bir erkek olmakla doğrudan ilgili olduğunu düşünmüyorum. Bence esas olan, Türkiye'deki konforunu (hakikaten konfor!) bırakıp UCL'de yeni bir doktoraya başladıktan sonra kendimi hem içinden geçerek hem de hep daha karmaşığına hazırladığım o psikoloji: Stoacılardan beslenen, dış koşullar ne kadar zor ve acımasız olursa olsun "beni" değiştirmesine izin vermeyen felsefe. Bu, beraberinde kırılması çok zor bir içsel direnç getiriyor. Spor ve tek öğün protein ağırlıklı beslenme yalnızca davranışlarım üzerinde tamamlayıcı bir rol oynuyor; belki de zihnimin biraz daha yakıtı oluyor bu sayede, bilmiyorum ama asıl fark yaratan, içselleştirilmiş zihinsel kontrol ve onun bedene muktedir olması.

Bu yazı, düğün masasında tanıdığım insanlarla, ziyaret ettiğim Ara (Güler) kafenin çağrıştırdığı bir aforizmanın yardımıyla bambaşka bir yere gidecekti; oraya varamadım, bırakıyorum. Klavyenin başına geçince içimden "biri" ne istiyorsa o yazılıyor bu satırlara: hikayelerden, romanlardan, denemelerden, bilimsel çalışmalardan devşirilmiş, sesi "ben" olan ama esasında başka biri. Yazının konusunun sapması da, DR tez çalışmamdan çıkardığım ilk makalede kelime sınırlarını çokça aştığım (6K sınır kuralı olan dergiye 11K kelimeden müteşekkil dosya göndermiştim) gibi, aynı kabahatin farklı yüzleri: sınırı tanımayan, ama istediğini yaptıran o "biri". Bu kabahatler hep onundur.

Yasin ve Dilara'ya: Çok mutlu olun. Evinizdeki gülümsemeler dünyayı güzelleştirsin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *