Nobel edebiyat ödüllü Herta Müller'in ikonikleşmiş bir ifadesi:
"What can't be said, can be written."
Söylenemeyenler anca yazılabilir.
Neden söyleyemiyoruz?
Söylemekten bizi alıkoyan şey nedir ki?
Yıllar yılı inandığım ve yapmakta inat ettiğim gibi: "Yazmak, anlatma sıkıntısının bir belirtisidir."
Herta Müller'i destekleyen bir söz yazdım diyerek hadsizlik etmeyeceğim ama benzer şeyleri fark etmişiz.
Söylenemeden kalan şeyleri yazarak ruhumuzu rahatlatıyoruz.
Susanna Tamaro da Yüreğinin Götürdüğü Yere Git kitabında ölülerin aslında yokluklarından çok onlarla aramızda eksik kalan, söylenemeyen şeylerden dolayı keder verdiğini yazar.
Yazmak bu kederi de eksiltir mi?
Bütün bu sorulara, yazmadan bir cevap bulamayız.
Herkes yazamaz.
Zira yazmak, ejderhayı ininde öpmeyi gerektirir.
