Yıllar önce Kars merkezde otururken hafta sonları pek de yakın olmayan babamın köyüne giderdik.
Köy, farklı kültürlerden izler taşıdığı için orada kendimizi nedensizce mutlu hissederdik; en azından ben böyle hatırlıyorum.
Ermeni/Rus gibi ulusların bazı kalıntıları hâlâ köyümüzde bir miras olarak temsil ediliyor: Kars-Karahan.
Çok keyifli zamanlar geçirdiğimiz Rus/Malakan değirmeninin dolayları bizim en uğrak noktalarımızdı. Mabet bellemiştik orayı. Babam belli bir yaşa kadar köyde yaşadığından hemen herkes onu tanırdı ve köyün bütün alanlarını, ikrar edilmese de, babam sayesinde kullanırdık.
Fakat zamanla dikkatimi başka bir şey çekmişti.
Hemen değirmenin yanı başındaki kocaman bahçede yalnız bir mezar taşı..
Oysa köyde hem Müslüman hem de gayrimüslimler için mezarlık vardı ama o, mezardaki yalnız olmayı seçmişti.
Yaşlıların anlattığına göre bir Ermeni mezarıymış. Neden yalnız ve burada diye sorduğumda, hiç kimse nedenini bilmediğini söylemişti. Tek bildikleri, içinde Ermeni birinin yattığıydı.
İçinde yatan kişinin nasıl bir hayat yaşadığını bilmiyorum. Ama ölümüyle birçok kişiyi kıskandıracak kadar şanslı olduğunu düşünüyorum. Özellikle de,
"Ölürsem, o günden önce yani.
Öyle gibi de görünüyor.
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.
Bir de uyarına gelirse, tepemde bir de çınar olursa, taş maş da istemez hani…"
diyen ve Moskova'da tepesinde kocaman bir mezar taşıyla uyuyan Nazım Hikmet'i..
*
Biliyor musunuz, ne zaman köy ziyaretlerimizi düşünsem, aklıma önce o yalnız mezar gelir. Belki de köyün en kalabalık yeri oydu benim için.
